Kestane

Kestane

500 sene kadar yaşayan, uzun ömürlü kestane ağacı, tam 30 metreyi bulan dev yapıları ile en görkemli ağaçlar arasında yer alıyor. Bu ağaçların meyvesi olarak kestanenin tadına doyum oluyor.

Meyve ağaçları daha çok, kumlu ve kayalık yamaçlardaki toprakları sever. Bu yüzden kireçli topraklarda yetişmez. Aşılandıktan 4 – 5 sene sonra meyve vermeye başlar ve en yüksek verimine ise tam 50 – 60 sene sonra ulaşır. Günümüzde yaşayan en yaşlı ve en büyük kestane ağacının, İtalya’da bulunan Etna yanardağı yakınındaki Acireale kenti sınırlarında bulunduğu ve yaklaşık dört bin yıl yaşında olduğu biliniyor.

Ağaçlar, erozyon ve heyelan önlemeleri açısından büyük önem taşır. Aynı zamanda ağacın kerestesi de cilayı kabul ettiğinden mobilyacılık alanında, odunları da sağlamlığı sayesine ev yapımında kullanılır. Mimari alanda güzel yapılara imza atan bu ağaçlar, geçmiş dönemlerde tekne ustaları tarafından taka omurgası oluşturmada da kullanılmaktaydı. Bunun dışında çürümeye dayanıklı olma özelliği ile demiryolu ray döşemelerinde, yapı işçiliğinde ve gemi yapımında da kullanılan kestane ağacı, aynı zamanda meyvesi ile de gönülleri fethediyor.

Yeryüzünde bulunan farklı coğrafyalarda tam 16 değişik türüne rastlanılan kestane ağacı, ülkemizde de önemli bir potansiyele sahiptir. Ülkemiz özellikle kestane üretiminde Güney Kore, Çin ve İtalya’dan sonra 4. sırada yer alıyor. Türkiye coğrafyasında yetişen tek tür olan Anadolu Kestanesi, Marmara bölgesinin içlerinden, Kuzey Anadolu kıyılarına ve Egeye kadar uzanan kısımda yetiştiriliyor. Kışın habercisi ve evlerin vazgeçilmezlerinden olan kestaneler, kasım aylarında hasat edilir. Dikenli toplarından ayrılan kestaneler muhteşem tatlardaki farklı lezzetler ile sizlere sunuluyor.

Geçmişten günümüze “ekmek ağacı” adı altında gelen kestane ağacı, insanoğlunun bal kullanarak tatlandırdığı tükettiği ilk meyvelerdendir. Kabukları kalın olan ürünler, kabuklu formda pişirildikleri için içindeki bütün vitaminleri korur. Genellikle taze olarak, haşlanarak ya da kebabı hazırlanarak tüketilen ürünün şekerlemesi de ülkemizde oldukça rağbet görüyor. Bu yönü ile kestane, pastacılık sektörünün de vazgeçilmez unsurları arasında yer alıyor. Osmanlı döneminde saray mutfağında sıklıkla tüketilen ürün, padişahların hep sofrasında olurmuş. Günümüzde pek çok ülke mutfağının da vazgeçilmezlerinden olan ürün, pilavlarda, tatlılarda, pastalarda, sebze ve et yemeklerinin hazırlanmasında ve hatta çeşitli salatalarda lezzet arttırıcı olarak kullanılıyor.

Kestane, ülkemizde genellikle ormanlık alanlarda tamamen doğal bir şekilde yetiştirilen, suni gübre ve tarımsal ilaç kullanılmayan organik tarım ürünü olduğu için gönül rahatlığı ile tüketiliyor. İçinde bulunan besin öğelerine ilave olarak, organik yetişmesi nedeniyle, beslenme diyetlerinde de eskiden beri yer alıyor. Yenebilir nitelik taşıyan taze kestane, başta şekerler ve nişasta olmak üzere iyi kalitede sindirilebilen lifli maddeler, düşük oranda yağ, mineral, protein, B2, B1 ve C vitaminlerini içerdiğinden çok fazla tercih ediliyor. Aynı zamanda kestaneler, doyurucu olma özelliğinin yanı sıra, bireylerin beslenmesine katkı sağlayan pek çok besin öğelerine de sahiptir.


Kestane deyince akla gelen müthiş lezzetlerden bir tanesi de kestane şekeri olmaktadır. Haşlanmış ürünlerin soyulduktan sonra tülbentlere bağlanarak kaynayan şerbetin içine atılması ile hazırlanan tatlı, aynı zamanda çikolata kaplı türleri ile de seviliyor. Hem lezzeti hem de görünüşü harika olan bu kestane şekeri, hem enerji hem de doygunluk hissi veriyor. En güzel kış meyvelerinden olan kestaneyi, mevsiminde ve istediğiniz şekilde tüketerek, vücudunuza en yüksek faydayı sağlayabilirsiniz. Çocuklarınıza sağlıklı atıştırmalık olarak da bu ürünü kebap yapıp verebilirsiniz.  Kuruyemişlere oranla çok daha düşük bir kalori sahibi olan kestaneler sayesinde, çorbalarınız, yemekleriniz ve tatlılarınız da farklı lezzetler kazanacak.

 


Etiketler:
Bu Yazıyı Paylaş! Google+! Pinterest!